Keops Piramidi veya diğer adıyla Khufu Piramidi Mısır’ın başkenti Kahire’nin bir bölümü olan Gize’deki 3 anıtsal mezardan en büyük olanıdır. Nasıl yapıldığı hala tam anlamıyla çözülememiş, yüzyıllar süren bir inşaat süreci gerektirdiği düşünüldüğünden bir grup insanın uzaylılar tarafından yapıldığını düşündürecek ihtişamda olan bu yapı, dünyanın yedi harikasından günümüze ulaşan tek eserdir. İnşasınn MÖ 2551’de 20-30 yıl gibi bir sürede tamamlandığı düşünülen Keops Piramidi, dönemin Mısır firavunu Khufu’nun(bilinen adıyla Keops) kendisi için inşa ettirdiği bir anıtsal mezardır.

Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır’daki Keops Piramididir. Mısır’ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır.
Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.

Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır’ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops’un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops’un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren’e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500’lü yıllarda hüküm süren Mikerinos’a aittir.
Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de “Dünyanın Birinci Harikası” olma niteliğine hak kazanmıştır.
Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır.
Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2milyon 300 bin adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.
Tarihçi Herodot’a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops’un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.

Keops Piramidi’nin Boyutlarına bakalım
İlk yapıldığında Keops Piramidi’nin yüksekliği 146,478 metreyken günümüzde erozyonlar sebebiyle yüksekliği 138,75 metredir. 1887’de Eyfel Kulesi’nin yapımına kadar en yüksek insan eliyle yapılmış eser özelliğini korumuştur. Tabanı kare olan bu yaapının her bir taban kenarı 230,37 metredir. Kütlesi 5.9 milyon ton ağırlığında, hacmi ise 2.500.000 m³’tür.

Piramid Neden İnşa Edildi sorusuna bakalım
Birçok Mısırbilimciye göre Büyük Piramit Dördüncü Hanedan’dan firavun Khufu için bir mezar olarak ve kimilerine göre 14 ile 20 yıl civarındaki bir süre zarfında inşa edilmiş ve yaklaşık MÖ 2551 yılında tamamlanmış olmalıdır. Kimileri mimarının Khufu’nun veziri olan Hemon ya da Hemiunu’nun olduğunu düşünürler. Büyük Piramit ya da Keops Piramidi, yontma taştan yapılma, 138 m yükseklikteki kare tabanlı bir piramittir. Bu piramidin orijinal yüksekliğinin 280 Mısır kübiti, yani 146,478 m olduğu sanılmaktadır. Fakat erozyon ve tepe kısmının yokluğu nedeniyle günümüzde yüksekliği 138,75 m’dir. Taban kenarlarından her biri 230,37 m (440 kübit) uzunluktadır. Yapılan hesaplamalara göre piramidin kütlesi 5,9 milyon ton ağırlığında, hacmi ise 2.500.000 m³’tür. Kimileri bu değerlerden yola çıkarak ve her gün 800 ton taşın yerleştirilebileceğini varsayarak inşaatın 20 yıl sürmüş olduğunu düşünmektedir.
Piramidin ilk kesin ölçümleri 1880-1882 yıllarında Sir Flinders Petrie tarafından yapılmış ve ölçümleri “Gize Piramitleri ve Tapınakları” (Pyramids and Temples of Gizeh) adlı kitabında yayımlamıştır. Kuzeydoğu taşlarının arasındaki açıklık 0,5 mm olarak saptanmıştır.
Piramidin tabanının dört kenarının birbirlerine, 58 mm’lik fark göz ardı edilirse, eşit olduğu görülmektedir. Taban yatay ve hemen hemen düzdür. Tabanın en alçak ve en yüksek noktaları arasındaki fark 21 mm’yi geçmez. Kare tabanın kenarları 4 açısal dakika göz ardı edilirse, manyetik kuzey yerine gerçek kuzey esas alınıp, tam olarak dört ana yöne oturtularak hizalanmıştır ve 12 açısal saniye göz ardı edilirse, taban hatasız bir karedir. Petrie’nin ölçümlerine ve sonraki çalışmalarına göre, orijinal halinde, piramit 280 kübit yüksekliğinde idi ve her bir kenarı 440 kübit uzunluğundaydı. Bu oranlar π/2’ye eşittir ki bu da 22/7’ye, yani %0,05’lik fark göz ardı edilirse π sayısına denk düşer. Bazı Mısırbilimcilere göre bu tesadüfi bir sonuç olmayıp, maksatlı olarak tasarlanmış bir orandır.
Verner konuya ilişkin olarak şöyle yazıyor: “Eski Mısırlılar π sayısını kesin olarak belirlememişlerse de bunu uygulamada kullandıkları görülmektedir.” Piramitler üzerinde ilk hassas ölçümlerde bulunmuş uzman olan Petrie ise şu sonuca varmıştı: “Piramidin yüzeylerinin matamatiksel ilişkileri ve dairesel oranları rastlantıyla açıklanamayacak derecede, o kadar sistemlidir ki, bunların projede öngörüldüğünü, yani inşaatçilerin tasarımında mevcut bulunduğunu kabul etmek zorundayız.” Petrie, daha o zamandan kitabında şöyle yazıyordu: “Buradan şu sonucu çıkarıyoruz ki dairenin çapına bölümünün yaklaşık oranı olan 22/7 oranını bilmekteydiler.” Eğimli yüzeylerde eğim birimi olarak seked’i kullanan eski Mısırlılar bu oranları piramidin eğimleri 51.843° ya da 51° 50′ 34″ olan dört dış yüzeyinde de uygulayarak, bu oranları bildiklerini bir kez daha ifade etmiş bulunmaktadırlar.

Piramidin girişine bakalım,

Piramidin örtü sistemli girişi, yakın plandan
Büyük Piramit bir ana kayanın üzerine inşa edilmiştir, yapı 2.3 mil kireçtaşı (kalker) taş bloktan oluşur. Bu taş blokların çoğu muhtemelen civardaki bir taş ocağından getirilmiş ve kaplamada kullanılan Tura kireçtaşı Nil nehrinden taşınmış olmalıdır. Piramitte kullanılmış en büyük taşlar olan “kral odası”nın granit taşları ise bölgeye 500 milden fazla bir uzaklıkta bulunan Avan’dan getirilmiş olup, ağırlıkları 25 ton ile 85 ton arasında değişmektedir. Geleneksel olarak eski Mısırlılar taş blokları kayadan çekiçle takozlar çakma ve ıslatma yöntemlerini kullanarak koparırlardı. Kayaya çakılan takozların sayısı artınca taş blok çatlayan kayadan koparılırdı. Böylece koparılıp kesilen taş bloklar gemilerle Nil Neri’nden taşınırdı.
.

Verner’e göre inşa ekibi hiyererşik bir şekilde organize edilmişti; 100.000 kişilik iki gruptan oluşuyordu ve her grup kendi içinde zaa ya da phyle adı verilen 20.000 kişilik gruplardan oluşuyordu ki, bu gruplar da iççilerin ustalık derecelerine göre daha küçük gruplara ayrılmış bulunuyordu.
Piramidin inşa konusundaki gizemlerinden biri inşaının nasıl planlanabilmiş olduğudur. John Romer’in düşüncesine göre, eski Mısırlılar bu yapıda da daha önceleri ve daha sonraları diğer yapılarda uygulamış oldukları yöntemi uygulamışlardı: Planı ya da ana planın parçalarını yapıma girişmeden önce ölçekler kullanarak zemine çiziyorlardı. John Romer kitabının bir bölümünü başlı başına bu konuya ayırmıştır; sözkonusu bölümde böyle bir planın mevcudiyetinin fiziksel kanıtlarını ortaya koymaya çalışmıştır.
Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değildir. Bir varsayıma göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu. Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Bir başka varsayıma göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu. Tarihçi Herodot’a göre, ağır granit blokları, piramitin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır.
“İniş Dehlizi”nin bir yerinde (girişeten 33′ mesafede) tavan kısmında kare biçiminde bir açıklık bulunur, bu “Çıkış Dehlizi”nin başlangıcı olup, orijinal halinde bir taş levhayla kapatılmış haldeydi. Al-Mamun’un adamlarınca yerinden oynatılan bu taş levha “İniş Dehlizi”nin zeminine düşmüştür. Al-Mamun’un adamları daha sonra sola doğru yönelmek zorunda kalmışlardır.
Çıkış Dehlizi (uzunluk 129′) “İniş Dehlizi”yle aynı genişlikte ve yükseklikte olup, aynı açıda bir eğim gösterir. Çıkış Dehlizi’nin alttaki sonu üç büyük granit blokla (her birinin uzunluğu 5′) kapatılmıştır. Serbest bırakıldıklarında müthiş bir hızla inen bu “granit tıpa blokları”nın aşağı salınmadan önce, vaktiyle Büyük Galeri’de yer aldıkları sanılmaktadır.
Büyük Galeri’nin başlangıcında, sağda duvara oyulmuş, günümüzde kapalı halde bulunan bir boşluk bulunur. Bu, İniş Dehlizi’ne kavuşan, piramit mimarisine kıyasla düzensiz bir yol izleyen dikey bir bacamsı tünelin (Kaçış Tüneli) başlangıcıdır. Kabaca yapılmış olması ve gizliliği işçilerin acil durumlarda kaçış için yapmış olduklarını akla getirmektedir.
Büyük Galeri’nin başlangıcında bir de Kraliçe Odası denilen odaya açılan yatay bir dehliz bulunur. Bu dehliz uzunluğunun büyük kısmında yüksektir (3’8″), kraliçe odasına yakın bir yerdeki basamaktan sonra ise dehlizin yüksekliği 5’8” olur. Yatay Dehliz denilen bu dehlizin sol duvarında belirli bir açıyla eğim alarak aşağı doğru inen iki metal boru görülür. Bunlar Aşağı Oda’daki x ışınlarını ortaya çıkarmada kozmik ışınlardan yararlanan, piramitteki x ışınları etkinliği üzerine incelemelerde bulunan aponla arkeologlar tarafından eklenmiştir. Japon arkeologlar bu kuytu odalarda iki ilginç tuhaflık saptadılar. Fakat bu tuhaflıkları incelemek üzere daha derinlere indiklerinde karşılarına çöl kumuyla dolmuş odalar çıktı. Öyle görünüyor ki, buradaki taş bloklar bilinmeyen bir nedenle gerekli dayanıklılığı gösterememiş ve yerlerini çöl kumlarına bırakmıştı.

Piramit kompleksine göz atalım
Büyük Piramit, aslında, çevresindeki çeşitli yapılarla bir bütün (kompleks) olarak ele alınır. Gize Büyük Piramidi “Gize yapılar kompleksi”nin ana parçası olup, bir tapınak kalıntısını da içerir. Büyük Piramidin tapınağı dış sınırları itibariye kuzeyden güneye 52,40 m uzunlukta ve doğudan batıya 40 m genişliktedir. Siyah bazalt döşemeleri hariç tutulursa tümüyle yok olmuş durumdadır. Kendisinden geriye piramidi vadiye ve varsayılan (var olduğu farzedilen) vadi tapınağına bağlayan birkaç yol (şose) döşemesi kalıntısı kalmıştır. Bu, eğer var idiyse günümüzde Kafr es-Samman yerleşim biriminin altında gömülü haldedir.

Keops tapınağı kalıntılarıda önemlidir. Gelin beraber inceleyelim;
Büyük Piramidin güney tarafında günümüzdeki popüler tabiriyle Kraliçe Piramitleri adıyla sözü edilen ikinci derecede önem arzeden diğer piramitler bulunur. Bunlardan üçü hemen hemen orijinal yükseklikleriyle ayaktadır. Dördüncüsü öyle tahrip olmuştur ki varlığı bile tartışmalı hale gelmiştir. Fakat yakın zamanlarda bu piramidin taş pistinin ve birkaç kaplama taşının keşfedilmesi varlığı hakkındaki kuşkuları dağıtmıştır. Herodot’un anlattıklarına göre firavun Khufu Büyük Piramidin yapımı için gereken geliri elde edebilmek için kızını bile bir fahişe olarak çalıştıran bir zorbaydı. Buna karşılık kızı da müşterilerinin her birinden küçük bir taş isterdi ve kızı böylece bu taşlarla kendi küçük piramidini yapmıştı. Bu hikâyeyi destekler mahiyette hiçbir kanıt yoktur. Kraliçe Piramitleri’nin Khufu’nun eşleri için yapılmış olduğu söylenirse de hükümdarlık üyeleri için yapılmış olduğu konusunda kesin bir kanıt yoktur. Piramit çevresindeki döşeme altında Khufu’nun annesi ve Snéfrou’nun kızkardeşi ve aynı zamanda karısı olan Hétephérès’in mezarı bulunur. 1925’te Reisner’ın kazılarında tesadüfen keşfedilmiştir. Mezar bulunduğunda hırsızlarca boşaltılmış durumdaydı. Reisner’a göre Hétephérès kocasının piramidinin yakınına gömülmüş , fakat bir süre sonra mezarı hırsızlarca açılmıştı ve gömülme işleminden sorumlu rahipler de Khufu’nun annesinin cesedinin kayboluş durumun açıklamaya cesaret edememişlerdi.
Piramidin çevresinde içlerine gemi sığacak şekilde kazılmış gemi biçimli üç oyuk bulunur. İçlerinde birkaç ip ve tahta parçasından başka bir şey bulunamamış bu oyukların ne amaçla yapıldıkları bilinmemektedir. Bununla birlikte Mayıs 1954’te Mısırlı arkeolog Kamal el-Mallakh, içinde ağırlıkları 15 tona varan taş levhalar altında 1224 tahta parçası bulunan, dikdörtgen biçimli dördüncü bir oyuk keşfetti. Hadj Ahmed Yusuf 14 yıl boyunca sistemli bir şekilde çalışarak tahta parçalarını birleştirmeyi başardı. Sedir ağacından yapılma 143′ uzunluğunda bir gemi söz konusuydu. Bu geminin su sızdırmazlık özelliğini neye borçlu olduğu henüz anlaşılamamıştır.

Dev taşlardan oluşan bir duvarla çevrili “Gize piramit kompleksi ” esas olarak, Büyük Gize Sfenksi’nin eşlik ettiği Keops, Kefren ve Mikerinos adları verilen üç piramitten oluşur. Bölgeden keşfedilen diğer kalıntılar arasında mastabalar (firavun ve soyluların gömüldüğü dikdörtgen mezar), yatakhane, fırın, bira imalathanesi, yemekhane, hastane, mezarlık ve işçi lojmanları oldukları düşünülen kalıntılar sayılabilir. Pek çok yapı ve kompleksin Gize Haritalama Projesi ile keşfedilmesine devam edilmektedir.

Videolarıma yorum ve beğeni yapmayı unutmayınız bir sonraki videomda görüşmek üzere hoşçakalın.

Kaynak
structpedia.com
sites.google.com/site/bediamistik67
popsci.com.tr
wikipedia.org

Yazar

2012 yılında yeni kimliği ve yeni bilgilerle sizlere teknoloji,web programlama,tasarim,güvenlik,internet ve programlar hakkında detaylı bilgiler vermek amaçlı kurulmuş kişisel web sayfamdır.

Bir yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Pinle