Mars’taki biyojenik aktivitenin kanıtı, Dünya’daki yaşamın kökenini ve Kozmos’taki yaşamın varlığı ve çeşitliliğini anlamamız için derin bilimsel sonuçlara sahiptir. Marslı göktaşı Allan Hills 84001’in ( ALH84001 ) analizi, bazı araştırmacıların yaklaşık 4 milyar yıl önce Mars’ta mikrobiyal yaşamın var olduğunu öne sürmelerine yol açan birkaç kanıt çizgisini ortaya çıkardı .En güçlü kanıtlardan biri, karbonat küreciklerinde bulunan onlarca nanometre boyutundaki manyetit (Fe 3 O 4 ) kristallerinin ve bunların göktaşı içindeki ilgili kenarlarının varlığıdır.Bu manyetitlerin yaklaşık dörtte biri, yeryüzündeki su habitatlarında meydana gelen manyetotaktik bakteriler tarafından üretilen manyetit partiküllerine dikkat çekici morfolojik ve kimyasal benzerliklere sahiptir. Dahası, bu tür manyetit parçacıkları bilinmemektedir veya laboratuvarda jeolojik işlemlerle veya sentetik olarak abiyotik yollarla üretilmeleri beklenmemektedir. Bu nedenle, bu Marslı manyetit kristallerinin aslında manyetofosiller olduğunu tartıştık .Bu doğruysa, bu tür manyetofosiller bilinen en eski yaşam formlarının kanıtını oluşturacaktır. Bu bakımdan, en eski karasal yaşam formlarının ne zaman var olduğuna dair önemli bir belirsizlik olduğunu not ediyoruz

Mars’ta organik madde olup olmadığını tespit etmenin bir yolu da Mars’tan Dünya’ya gelen meteoritleri incelemektir. Şiddetli göktaşı çarpmaları sırasında bazen gezegenlerin yüzeyinden taşlar koparak uzaya saçılır. Bu taşlar daha sonra başka gezegenlere düşebilir. Dünya’da da bu şekilde Mars’tan kopup gelmiş göktaşları var.
Japon araştırmacılar tarafından incelenen ve ALH84001 olarak adlandırılan meteorit 1984 yılında Antarktika’da keşfedilmiş. Dört milyar yıl önce Mars yüzeyinden koptuğu tahmin edilen bu meteorit üzerinde geçmişte de çalışmalar yapılmış ve organik maddeler keşfedilmişti. Ancak portakal rengi karbonat mineralleri içeren meteoritteki organik maddelerin kaynağının gerçekten de Mars mı olduğu yoksa meteorite Dünya’ya düştükten sonra mı bulaştıkları bilinmiyordu. Yapılan son çalışmada araştırmacılar ilk olarak iyon ışınlarıyla meteoriti temizlemiş ve böylece Dünya’ya düştükten sonra meteorite bulaşan maddelerin analizleri etkilemesinin önüne geçmişler. Elde edilen sonuçlar meteoritin içinde azotlu organik bileşikler olduğunu göstermiş.

Yukarıda tartışılan bulgular, nihayetinde manyetotaktik bakterilerin eski bir prokaryot grubu olarak kabul edilip edilemeyeceği ve Mars’ta var olup olmadıkları sorusunu gündeme getiriyor. Marslı göktaşlarından elde edilen kanıtlar buna kesin olarak cevap veremese de, ilk soruyu manyetotaktik bakterilerin bilinen filogenetik ilişkilerini kullanarak ele alıyoruz. İkinci soru, manyetotaktik bakterilerin, özellikle de MV-1 suşunun bilinen metabolik özelliklerini ve bunların Mars’ta bir bakterinin hayatta kalması ve büyümesi için nasıl uygun olabileceklerini kullanarak ele aldığımız ikinci soru.

Belki de bu çalışmanın en derin çıkarımı, Marslı göktaşı ALH84001’deki karbonat topluluklarına gömülü manyetit kristallerinin yaklaşık dörtte birinin varlıklarını açıklamak için biyolojinin müdahalesini gerektirmesidir. ALH84001 karbonatlarda gözlemlenen manyetitlerin tam dağılımını açıklayabilecek tek bir inorganik süreç veya inorganik süreç dizisi bilinmemektedir . Bu koşullar altında, en iyi çalışan hipotezimiz, Mars’ın ilk dönemlerinde, Dünya’daki çağdaş manyetotaktik bakterilerin özellikleriyle tutarlı birkaç özelliğe (örneğin, kesik heksa-oktahedral manyetit ve manyetotaxis) sahip Mars biyotasının evrimini desteklediğidir.

1996’da ALH84001 isimli bir başka Marslı gök taşı hakkında da benzer hikâyeler anlatılmıştı. O vakit, araştırmacılar kimyasal analizler ve nanofosil olarak adlandırdıkları kurtçuk benzeri varlıkların Mars’ta bir zamanlar hayat olduğuna dair görüşleri desteklediğini söylemişti. Rapor heyecan yarattı, ancak diğer uzmanlar var olan özelliklerin gerçekte biyolojik olmadığı konusunda ısrar etti. Sonuç olarak, “Mars’ta hayat” iddiaları bir bilimsel belirsizliğe gömüldü.
O zamandan beri, Gibson ve ALH84001 çalışmasında yer alan diğer araştırmacılar vakaları için daha fazla kanıt toplamaya çalışıyor. White, ekibe 2007 yılında yaz dönemi araştırmacısı olarak katıldı ve kendisinden Yamato 000593’ü yakından incelemesi istendi. White, “Kim böyle bir şeyi reddedebilir ki?” diyor.
Mikro tüneller ve kürecikler White’ın aklını çeldi ve White diğer araştırmacılar ile birlikte bunların Dünya üzerinde biyolojik süreçlerden etkilenerek oluşan jeolojik şekillerle benzerliğini bulmaya çalıştı. Kilit nokta, bunların Dünya üzerindeyken bulaşmış olmaktan çok Mars’ta meydana gelmiş faaliyetlerin sonucu olduğunu göstermekti. White şöyle söyledi: “Bu şekiller her neyse, veriler Mars kökenli olduklarını gösteriyor.”
NASA’da bilim insanı olan ve ALH84001 üzerindeki tartışmaların merkezinde yer alan David McKay çalışmanın yazarlarından biriydi. McKay 2013’te kurtulmaya çok çabaladığı kalp sorunları sebebiyle öldü. Sağlık sorunları yıllar süren yayım sürecini karmaşıklaştırdı. Sözlerine devam eden White:
McKay öldüğü gün bile bu iş üzerinde çalışıyordu. Eşine çalışmayı yayımlayacağıma söz verdim, çünkü McKay için bu işin devam etmesi çok anlam ifade ediyordu.

Mars üzerinden yeni taş örnekleri getirmek ve Dünya’da yüksek hassasiyetli bilimsel gereçlerle onları analiz etmek gerekecek. Bu iş, bir on yıl ya da fazlasını gerektirecek. Gibson sözlerini şöyle bitirdi:
O zamana kadar, elimizdeki en iyi şeyi kullanmamız gerekiyor: Bu da Mars’tan gelen gök taşları.

Kaynak
ncbi.nlm.nih.gov
tubitak.gov.tr
evrimagaci.org

Yazar

2012 yılında yeni kimliği ve yeni bilgilerle sizlere teknoloji,web programlama,tasarim,güvenlik,internet ve programlar hakkında detaylı bilgiler vermek amaçlı kurulmuş kişisel web sayfamdır.

Bir yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Pinle