Ağrıyı Nasıl Hissederiz

Ağrıyı Nasıl Hissederiz

Ağrının tanımlanması
Ağrı, kişinin günlük yaşamındaki faaliyet ve aktivitelerini kısıtlayan sıkıntı verici bir histir. Genellikle, vücudunuzda yolunda gitmeyen bir şey olduğu konusunda sizi uyarmaya yarar. Ağrının yaygın şekilde kabul edilmiş tanımı Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği tarafından geliştirilmiştir: “Ağrı, gerçek veya potansiyel bir doku hasarından kaynaklanan veya bu şekilde tanımlanan, hoş olmayan bir duyu ve duygusal bir deneyimdir”.
Ağrı hafif, bölgesel, hafif veya şiddetli olabilir. Ağrı akut yani kısa süreli, veya kronik yani uzun süreli olabilir. Akut ağrı insanlar için koruyucu bir işleve sahiptir; ağrı, bize bedensel hasardan veya zarar verme potansiyeli bulunan durumlardan uzak durmamızı öğretir ve iyileşme döneminde sakatlanan vücut parçasını korur.

Ağrı sık görülen bir durumdur ve bazen günlük rutinimizi olumsuz yönde etkiler. Tedavi edilmeyen veya yanlış tedavi edilen ağrı, kronik hale gelebilir. Böyle bir durumda, doktorunuza danışmanız gerekir
Beyinde ağrı reseptörü bulunmuyor olsa da, bir baş ağrısı, beyinde bir problem olabileceğinin sinyalini de verebilir. Uzun süren ve ilaçlara cevap vermeyen veya ani ve olağanüstü derecede şiddetli olan baş ağrıları, beyinde, örneğin bir tümör, kanama veya enfeksiyon gibi ciddi bir sorunun işareti olabilir. Bu gibi sorunlar baş ağrısına sebep olsa da, bu durum; beynin kendisindeki bir ağrı reseptörü –ki yoktur– tarafından değil, beynin şişmesi ve kafadaki diğer yapılara baskı yapmasından kaynaklanır.

Duyusal Bir Deneyimden Daha Fazlası
Hannibal Lecter’ın, beynin acı hissetmediği iddiası temelde yanlıştır. Beyinde bir ağrı reseptörü bulunmasa da, beyin bütün acımızı “hisseder.” Çünkü beynimiz, vücudumuzdaki tüm duyusal sinyalleri yorumladığımız, değerlendirdiğimiz ve deneyimlediğimiz organdır.
Bilim insanları, nosisepsiyon –vücudumuza verilen zararın sinir sinyali– ve ağrı arasında, normalde ağrı reseptörleri etkinleştiğinde ortaya çıkan rahatsız edici duygusal ve bilişsel deneyim ayrımı yapar. Yani, ağrı ya da acı, yalnızca duyusal bir deneyimden daha fazlasıdır ve düşüncelerimiz, hislerimiz ve sosyal ilişkilerimizden de etkilenir. Örneğin, acıyı nasıl deneyimlediğimiz, acının ne anlama geldiğine inandığımız ve önceki acı verici deneyimlerimizden hatırladıklarımız gibi düşüncelerimizden de etkilenir.
MEKANİZMASI NASILDIR?

Ağrı, uyaranları beyinde hem duyusal hem de duygusal bölümlere aynı anda ulaştırılmakta ve bir deneyim olarak sinir sisteminde kayıt altına alınmaktadır. Ağrı bir eylem ya da durumla ilişkilendirilerek sinir sisteminde bir deneyim olarak kaydedilmişse, sinir sistemi algısal ve hissiyat olarak benzer durumlarla karşılaştığında, ağrıyı koruyucu bir mekanizma olarak devreye sokacaktır. Doğumdan yetişkinliğe ulaşana kadar yaşadığımız her ağrılı deneyim sinir sistemimizi çeşitli durumlara karşı dikkatli olma yönünde adeta eğitir. Sinir sistemi bu yolla sadece yaralanma anında değil yaralanmaya neden olabilecek durumlar karşısında da duyarlılık ve hassasiyet kazanır. Yaşanan deneyimlerin ardından ağrı; vücudumuzu korumak için tetikte bekleyen bir alarm sistemi gibi olur. Ağrı hissi ile şekillenen sinir sistemi temel olarak 3 durumda uyarı verir:
1. Yaralanma olduğunda
2. Yaralanma oluşturacak durumlara yaklaşıldığında,
3. Daha önce ağrı oluşturan durumlara yaklaşıldığında
Bize ağrı ile seslenen alarm sistemimiz, yaşanan deneyimlere göre şekillenen dinamik bir öğrenme sürecinin parçasıdır. Sinir sistemimizde yerleşmiş öğrenimler, doğru yaklaşımlarla olumlu yönde değiştirilebilmektedir. Örneğin Fantom Ağrısı diye tabir edilen bir ağrı vardır. Bir kişinin kol, bacak veya herhangi bir uzvu kesilirse belli bir süre sonra olmayan uzuvlarında şiddetli ağrılar hissederler. Oysaki bakıldığı zaman hastanın şiddetle ağrı tarif ettiği uzuv yoktur ve dolayısıyla somut bir tedavi yapılamaz. Amerika’da kullanılan ayna tedavisi yöntemi çoğu fantom ağrısına çözüm olabilmektedir.
Kulaktaki sinir hücreleri ses, gözdeki sinir hücreleri ışığa karşı duyarlılık gösterir. Kulağımıza ışık tutmak, bu sinir hücrelerinin duyarlılığı farklı olduğu için hiçbir cevap doğurmaz. Bir sinirde yer alan sensorlar duyarlı oldukları uyarı ile ateşlenir ve bu iletiyi etkileşimde oldukları diğer sinir hücrelerine iletirler.

Vücudumuzda yaralanma oluşturma riskine sahip uyaranlar ağrı taşıyan sinir hücreleri tarafından algılanmaktadır ve dokuları yaralama potansiyeline sahip üç uyarana karşı duyarlılık gösterirler bunlar; mekanik uyarımlar, ısı değişimi ile ilgili uyarımlar ve kimyasal uyaranlardır. Siniri uyaran eşik bir kez aşıldı mı ilgili sinyal omuriliğe oradan beyine iletilir.
Yaratılan uyarım beyinde duyusal ve emosyonel bölümlere de ulaşarak deneyimi doğurur. Ağrı alıcıları tüm vücutta; cilt, kemiği saran zar(periost), eklem yüzlerinde ve az sayıda da vücudun iç yüzeylerinde bulunurlar.
Bu alıcıların belirli bir uyarım eşikleri vardır. Yani bir tehlike sinyali oluşturabilmesi ancak belirli seviyede alıcılar uyaranla mümkün olur. Bu tehlike sinyali, tanımlanmadan omuriliğe, oradan beyine iletilir ve ancak bu aşamadan sonra diğer bilgilerin eşliğinde tanımlanır. Bir ağrı alıcısının hangi uyaranla tetiklendiği önemli değildir, uyaran ister mekanik, ister kimyasal isterse aşırı ısı değişimi olsun tehlike var mesajını beyne iletir.“ Birisi elinizi çok sıkı şekilde kavradığında oluşan mekanik uyarım ya da elinizi sıcak bir cismin üzerine koyduğunuzda oluşan ani ısı değişimi ağrı alıcıları tarafından tehlike var sinyali ile bildirilirken elimizde yer alan diğer sensorlar ve bunlara eşlik eden görme algısı algılanan şeyin ne olduğunun tanımlanmasında rol alırlar. Burada anlatılan temel işlevden yola çıkıldığında ve her bir sinir sonlanmasının birden çok sinir hücresi ile iletişim kurduğu göz önüne alındığında, sistemin karmaşıklığı kısmen anlaşılır hale gelecektir. Beyin sadece, ağrı reseptörlerinden gelen tehlike sinyallerinin etkisinde değil, vücutta faaliyet gösteren bütün alıcılardan iletilen sinyallerin uyarım sağanağı altındadır. Çok farklı seviyelerden bilgi alan beyin tüm bu verileri işleyerek anlamlı bir sonuç çıkarır.
Tehlike var sinyalinin alındığı ana dair her detay, yaşamın bundan sonraki kısımlarında hatırlanmak ve bu tehlikeden uzak kalmayı sağlamak üzere kaydedilir. Benzer durumlar, bir ses, bir koku ya da emosyonel olarak benzerlik gösteren herhangi bir durumda beynin ilgili merkezleri tehlike var yanılsaması ile ağrıyı anımsatabilir. Bu yanılsamayı, geçtiğimiz bir sokağın, okuduğumuz bir cümlenin, yediğimiz bir yemeğin ya da yanağımızın okşanmasının yıllardır görmediğimiz büyükannemizi hatırlatması ile özdeşleştirmek durumu daha anlaşılır kılacaktır. Beynin karmaşık çalışma sistemi içinde ağrı ile ilgili diğer bir unsur, beynin bazı durumları öncelikleme özelliğidir. Şu anda oturmuş, bu yazıyı okurken, oturmakta olduğunuz sandalyenin cildinizle temasını ya da vücudunuzun hangi pozisyonda olduğu hissini arka plana atmışsınızdır. Pek çoğumuz, fiziksel çaba gerektiren önemli bir işin ardından vücudumuzda hiç fark etmediğimiz bir yaralanma ya da morluk oluştuğuna şahit olmuşuzdur. O an dokularımız hasar görmüş, ağrı reseptörleri gereken sinyali, omuriliğe iletmiş fakat her nasıl olduysa sinyal beyine kadar ulaşıp ağrı veya acı sıfatıyla tanımlanmamıştır. Bunun tam tersi olacak şekilde ağrı ya da acılar içinde ıstırap çeken birini gördüğümüzde o kişi ile benzer alanların beynimizde aktifleştiği bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Bugün gelinen noktada ağrının direk doku hasarı ile ilişkili basit bir duyusal girdi değil, sinir sistemi tarafından kullanılan bir koruyucu mekanizma enstrümanı olduğu açıklığa kavuşmuştur. Doku hasarı ne kadar çoksa ağrı o kadar fazladır ya da ağrı ancak doku hasarı ile doğru orantılı olarak azalır görüşleri bilimsel temelden yoksun hale gelmişlerdir.
Uyarıların ağrı olarak algılanması ile içinde bulunduğumuz ruhsal durumun çok yakın ilişkisi vardır, huzurlu bir ortamda çalışan bir kişi ile işinde mutsuz olan bir kişi için aynı seviyede uyaran ya da tehlike sinyali oluşsa da, bu kişilerin ağrı algılaması birbirinden farklı olacak, mutsuz kişi yüksek ihtimalle daha şiddetli bir ağrı yakınmasında bulunacaktır.

Kaynak
Bilimfili.com
How it Works
Evrimagaci.org

Önceki Gökyüzünün Anahtarı Antik Usturlab
Sonraki Modern Astronomi Galileo Galilei ve Hayatı

Yazar hakkında

keykubad
keykubad 232 Gönderiler

2012 yılında yeni kimliği ve yeni bilgilerle sizlere teknoloji,web programlama,tasarim,güvenlik,internet ve programlar hakkında detaylı bilgiler vermek amaçlı kurulmuş kişisel web sayfamdır.

Yazara ait tüm yazılar

Diğer yazılarımız

Genel 0 Yorum

Gizemli Stonehenge Dikilitaş Hakkında Bilgiler

Stonehenge neredeyse bilmeyen duymayan yoktur. Bu taşlar okadar gizemliki çeşitli komplo teorilerine bilim-kurgu filmlerine konu olmuştur. Yeri gelmiş uzaylılar yaptı bile denmiştir. Stonehenge konusunu detaylıca açıklanan verilerle ele alıyoruz. İngiltere‘nin

Genel 0 Yorum

İnsanlık Tarihine Işık Tutan İskenderiye Kütüphanesi ve Yakılışı

İnsanlık tarihi hakkında bilinmeyen bir çok soruya yanıt bulunabilecek bir kütüphanedir. Geçmiş dönem bilim insanları,filozoflar,matematikçilerin eserleri,biyografileri ve bilinmeyen kadim ırklara ait bilgileri ile tarihte yakılarak yok edilen gelmiş geçmiş en

Genel 0 Yorum

Kafa Nakli Ameliyatı Araştırması

Kafa Nakli Nedir ? Hücrelerin oksijensiz şekilde daha uzun yaşayabilmeleri için operasyon öncesinde, donörün vücudunun ve alıcının kafasının ısısı düşürülerek, donörün ve alıcının kafası aynı anda kesilir. Önce boyun çevresindeki

0 Yorum

Herhangi bir yorum yapılmamış!

İlk yazan olabilirsin bu yazıyı yorumlamak istermisin?

Cevap bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.